Arap Milliyetçiliği' nin temelleri
Arapların binlerce yıldır belirli bir coğrafyada yaşıyor olmasına rağmen Arap milliyetçiliği
yeni bir söylemdir.

19. yüzyıl ortalarında Alman romantiklerinden esinlenerek 19. yüzyıl sonlarında yükselişe geçen Arap milliyetçiliği, 1. Dünya Savaşı’ nda Araplar için Osmanlı Devleti karşısında bir "bağımsızlık trendi" olarak anlam bulmuştur.

Arap milliyetçiliği, 1948 yılında Filistin topraklarında İsrail devletinin kurulmasıyla beraber çok boyutlu bir karmaşanın içine girmiştir.

Mısır' da Cemal Abdülnasır’ ın karizmatik kişiliğiyle yükselişte olan Arap milliyetçiliği, 1967’ deki Altı Gün Savaşı’ nda İsrail’ den ağır bir darbe yemiştir.

"Sosyalist söylemli" ve "İsrail karşıtlığı" ekseninde kendini tanımlandırmaya çalışan Arap milliyetçiliği, ekonomik alanda yeterli başarıyı sağlayamaması, politik ve askeri alanda ise İsrail’ e karşı üstünlük kuramaması yüzünden 1980’ li yıllardan sonra etkinliğini yitirmiştir.

ARAP MİLLİYETÇİLİ' NİN SAHİPLENMESİ GEREKEN; KONJONKTÜR DEĞİL; ORTAK DEĞERLERDİR

Bölgedeki varlığı tüm Arap halkları tarafından memnuniyetsizlikle karşılanan İsrail, politik ilişkiler düzleminde tüm Arap devletlerinden aynı tepkiyi görmemektedir.
Çünkü tüm Arap devletlerinin ABD ile ilişkileri aynı düzlemde değildir. ABD ile ilişkilerin "Arap devletleri - İsrail" ilişkilerini büyük oranda tayin eder nitelikte olduğu gözükmektedir.
ABD ile ilişkileri zayıf olan bazı Arap devletlerinin İsrail’ in söylem ve eylemlerine yaklaşımları da paralel düzlemde iken, topraklarında ABD’ nin askeri üslerini barındıran ve ABD ile birtakım "ittifaklar yapmış" olan Arap ülkeleri’ nin İsrail’ e bakışları kimi zaman beklenenden farklı olmaktadır.

Bunun en yakın örneğini İsrail’ in Lübnan’ a saldırdığı ve Hizbullah ile yaptığı savaşta görmek mümkündür. Süreçte, kimi Arap devletleri İsrail’ in saldırıları yerine Hizbullah’ ın varlığı ve eylemlerine odaklanmıştı. Bu örnekte görüldüğü gibi, "Arap ülkelerinin ortak ülküsü" olduğu söylenen "Filistin davası" nda bile "ortak zemin" söz konusu değildir.

Bugün Araplar için "en ortak zemin: din" iken bu anlamda da ciddi farklılıklar söz konusudur ve bunların aşılması için gerekli ve yeterli çaba yoktur.
Söylem ve eylem açısından Arapları bir arada tutan Filistin davası' nın yeniden değerlendirilmesi ve Irak’ taki savaşın görünür kıldığı "Şii - Sünni gerilimi" kamplaşmaya sebep olmuştur...

Lely Nhary.mp3
yeni bir söylemdir.

19. yüzyıl ortalarında Alman romantiklerinden esinlenerek 19. yüzyıl sonlarında yükselişe geçen Arap milliyetçiliği, 1. Dünya Savaşı’ nda Araplar için Osmanlı Devleti karşısında bir "bağımsızlık trendi" olarak anlam bulmuştur.

Arap milliyetçiliği, 1948 yılında Filistin topraklarında İsrail devletinin kurulmasıyla beraber çok boyutlu bir karmaşanın içine girmiştir.

Mısır' da Cemal Abdülnasır’ ın karizmatik kişiliğiyle yükselişte olan Arap milliyetçiliği, 1967’ deki Altı Gün Savaşı’ nda İsrail’ den ağır bir darbe yemiştir.

"Sosyalist söylemli" ve "İsrail karşıtlığı" ekseninde kendini tanımlandırmaya çalışan Arap milliyetçiliği, ekonomik alanda yeterli başarıyı sağlayamaması, politik ve askeri alanda ise İsrail’ e karşı üstünlük kuramaması yüzünden 1980’ li yıllardan sonra etkinliğini yitirmiştir.

ARAP MİLLİYETÇİLİ' NİN SAHİPLENMESİ GEREKEN; KONJONKTÜR DEĞİL; ORTAK DEĞERLERDİR

Bölgedeki varlığı tüm Arap halkları tarafından memnuniyetsizlikle karşılanan İsrail, politik ilişkiler düzleminde tüm Arap devletlerinden aynı tepkiyi görmemektedir.
Çünkü tüm Arap devletlerinin ABD ile ilişkileri aynı düzlemde değildir. ABD ile ilişkilerin "Arap devletleri - İsrail" ilişkilerini büyük oranda tayin eder nitelikte olduğu gözükmektedir.
ABD ile ilişkileri zayıf olan bazı Arap devletlerinin İsrail’ in söylem ve eylemlerine yaklaşımları da paralel düzlemde iken, topraklarında ABD’ nin askeri üslerini barındıran ve ABD ile birtakım "ittifaklar yapmış" olan Arap ülkeleri’ nin İsrail’ e bakışları kimi zaman beklenenden farklı olmaktadır.

Bunun en yakın örneğini İsrail’ in Lübnan’ a saldırdığı ve Hizbullah ile yaptığı savaşta görmek mümkündür. Süreçte, kimi Arap devletleri İsrail’ in saldırıları yerine Hizbullah’ ın varlığı ve eylemlerine odaklanmıştı. Bu örnekte görüldüğü gibi, "Arap ülkelerinin ortak ülküsü" olduğu söylenen "Filistin davası" nda bile "ortak zemin" söz konusu değildir.

Bugün Araplar için "en ortak zemin: din" iken bu anlamda da ciddi farklılıklar söz konusudur ve bunların aşılması için gerekli ve yeterli çaba yoktur.
Söylem ve eylem açısından Arapları bir arada tutan Filistin davası' nın yeniden değerlendirilmesi ve Irak’ taki savaşın görünür kıldığı "Şii - Sünni gerilimi" kamplaşmaya sebep olmuştur...

Lely Nhary.mp3
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına gönder!
0 yorum yazılmıştır