Yeni Türkiye, laik olmayacak mı?
En çok sorulan soru şu: "Yeni dünya düzeni içinde anlattığınız Türkiye, Ortadoğu ile işbirliği yaparken 'laiklik ve üniter olma' gibi kavramlardan vaz mı geçecek?"İşte "sonrası" sorgulayacağımız ve "senteze" varmayı deneyeceğimiz tespitler:
-Roma (Avrupa), İstanbul (Anadolu) coğrafyası arasındaki iktidar mücadelesi MS 330'da başladı ve Osmanlı'nın gerekli ekonomik değişimi sağladığı 1700'lü yılların başına kadar devam etti.

-1700'lerin başından itibaren mücadele Roma (Avrupa) tarafından kazanıldı ve İstanbul coğrafyası Avrupa tarafından "devşirilir" hale geldi. O güne kadar "devşirilme" süreci İstanbul' dan Roma'ya doğru olurken, akım yön değiştirdi. Burada bir not düşelim: Bugün yaşadığımız Avrupa Birliği (AB) süreci de

-
Bu yapı sadece 1920-1939 arasında kesintiye uğradı ve genç Türkiye Cumhuriyeti "manipüle edilemedi"...
2. Dünya Savaşı' nda ve öncesinde de durum farklı değildi. Potansiyel bir Rus (komünizm) tehlikesine karşı dine dayalı sivil unsurlar, ABD ve Almanya tarafından harekete geçirildi. Bu süreç, Almanya'nın "Ortadoğu petrollerine dokunmadan Orta Asya petrol bölgelerine ulaşması" şartıyla İngiltere ve Fransa tarafından da desteklendi. Türkiye'de komünizm tehlikesine karşı dini unsurların devlet çarklarına enjekte edildiği süreç hızlandı.
* Savaş sonrası Türkiye'nin NATO' ya katılım sürecinde dahi "Türkiye, kurulacak bir Ortadoğu Komutanlığı" mantığı ile yapıya zorlama alındı. (Konu hakkında İngiltere'nin görüşmeler sırasındaki yazılı tespitlerine ulaşılabilir.)

-1980 sonrası da aynı mantığı gördük. "Ilımlı İslam Devleti" mantığı altında Ortadoğu ve Orta Asya'da hâkim olmak isteyen Roma'nın (1945 sonrası Roma derken ABD ve Avrupa birlikte algılanmalı) yine bu coğrafya üzerindeki oyunları sürece hâkimdi. Devletin resmi organlarında "Kemalist laiklikten, Osmanlı sekülarizmine" başlıklı raporlar yayınladı. Aydınlar "yeni bir sentez pompalarken", devlet çarklarına Atatürk ilkelerinden uzaklaşan, uzaklaştıran her türlü fikrin pompalanmasına devam edildi.

-1999 ekonomik krizi sonrası Ortadoğu'ya "model ve ağabey" olacak bir Türkiye modeli yeniden hayata geçmeye başladı. Arap ülkelerine sevimli görünmesi gereken Türkiye'de, TBMM'den "Amerika'ya izin veren tezkere" geçmedi. Tezkere kabul görmedi ama ABD, Türk topraklarını tezkere varmış gibi kullandı. Geçmeyen tezkere Ortadoğu'da alkışlandı, devlet çarkları süratle “Kemalist laiklikten Osmanlı sekülarizmi” ne dönüşen Türkiye'ye 80 yıl sonra Arap kralları geldi.
-Türkiye "komşuları ile" daha sakin ve kucaklayıcı bir politika uygulamaya başladı ve sadece Batı "merkezli" para bulan Türkiye ilk defa "kaynak sıkıntısı" çekmemeye başladı...


Bu satırlardan "birçok farklı" sonuç çıkabilir. Analiz benden, başlıktaki soru dahil sentez sizden!
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Kırarsanız sizin olur!
Amerika’ da son yapılan başkanlık seçimi sırasında Obama’ yı bir barış havarisi gibi görenleri anlaşılamadı. Sistem, düzen, kurumlar, çıkarlar yerli yerinde durduğu sürece ABD Başkanlığı’ na Obama’ nın veya bir Cumhuriyetçi’ nin seçilmesi fazla bir şeyi değiştirmeyecekti. Nitekim öyle de oldu. Şimdi homurtular başladı:“Eee, hani Obama dünyaya barış getirecekti!”

Irak’ ta değişen bir şey yok, Afganistan’ da yok... Türkiye’ nin de ‘muharip’ sıfatıyla bu savaşta yer alması isteniyor!
Amerika öyle bir batakta ki, yapılabilcek fazla bir şey yok aslında. Yapılmak istense, ‘düzen’ (establishment) veya ‘derin devlet’ (power elite) buna izin vermez.
Ve şaka eder gibi, bu yılki ‘Nobel Barış Ödülü’ Amerikan Başkanı Obama’ ya verildi!
Obama, ki dünyanın en büyük ve dehşet verici silahlı kuvvetlerinin Başkomutanı’ dır ve şu anda dünyanın birkaç yerinde birden savaş sürdürmektedir, nasıl olur da Nobel Barış Ödülü’ ne layık görülür, bu da tarihi bir "ironi" olarak kalacaktır!

Aslında Amerikan başkanlarının attıkları nutuklarla izledikleri dış politika arasında ters bir ilişki vardır. Örneğin Kennedy çok sıkı bir "barışçı" idı. Dünyaya barış, huzur ve güven getirme iddiasıyla başa gelmişti. Ama Vietnam Savaşı, Kennedy ve Johnson döneminde gerçekleşti, Kennedy zamanında Küba ablukaya alındı ve neredeyse üçüncü dünya savaşı çıkacaktı.
Japonya’ nın atom bombasıyla dümdüz edilmesine Franklin D. Rooswelt karar vermedi mi?

Ya bir ABD Başkanı ‘derin devletin’ kendisine zorladığı siyaseti kabul etmezse ne olur?
Yanıtı basit: Bakın Kennedy suikastına, hâlâ aydınlanmadı!
‘Derin devlet’ deyip de geçmeyin. İkinci Dünya Savaşı’ ndan sonra ABD Başkanı seçilen Eisenhoower Başkanlık koltuğuna oturup emriler vermeye başladı ama bu emirlerin yerine getirilmediğini bir yıl sonra fark etti. O da başkanlık süresinin kalan kısmını golf oynayarak geçirdi. Ve dönemini tamamlayıp ayrılırken Kongre’ ye hitaben verdiği veda mesajında “Demokrasimiz askeri endüstriyel bileşimin (military industrial complex) tehdidi altındadır, dikkat!” demişti.
Ve kendisi Genelkurmay Başkanlığı’ ndan emekliydi!
KIRARSANIZ SATIN ALIRSINIZ!Dünyanın her yerinde geçerli olan o kuralı Amerikalılar, 'You break it, you own it' diye söyler. Yani, 'Kırarsanız, sizin olur.'
Müşteri, dükkandaki nesneyi kırarsa, parasını ödeyip satın almak zorunda kalır.
Bu uyarıyı, Bush döneminin Dışişleri Bakanı Powell, Başkan' ı Irak operasyonundan vazgeçirmeye çalışırken hatırlatmış ve 'you break it, you own it' demiş.
Yani, 'Irak' taki yirmi beş milyon kişi sizin olacak. Onların bütün umutları ve bütün istekleri ile bütün sorunları da sizin olacak.'

İsveç' te verilen Nobel Ödülleri; dinamiti icat eden Alfred Nobel' in servetine dayanır. Yani; kan ve acıdan yaratılan servetle barış, edebiyat, iktisat, fizik, kimya, tıp dalalrında her yıl birilerine nobel damgası vurulur.
Hatırlayalım: Bu ödül, edebiyat dalında bizim Orhan Pamuk isimli romancımıza da verilmişti.
Bu sene Nobel Barış Ödülü Amerikan başkanı Obama' ya verildi.
Böylece de Nobel Ödülü' nün siyasi bir ödül olduğu bir kez daha ispatlanmış oldu. Ödülünü alan Obama' nın bile çok şaşırmış olması, Nobel Ödülü denilen bu operasyonun; emperyalist sistemin aklanma hareketi olduğunu açıkça gösteriyor. Özellikle barış, edebiyat gibi alanlarda ödülün siyasi kimliği iyice sırıtıyor.
Bu olaydan sonra Orhan Pamuk' a Nobel ödülü' nün niçin verilmiş olduğunu daha iyi anlamış olduk.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::