Ordumuza düşmanlık
Türkiye’ de, çok ciddi bir şekilde ordu düşmanlığı yapılıyor. Ben, bu Türkiye topraklarında Türk gibi yaşamak istiyorum. Türkiye’ den başka gidecek hiçbir yerim yok.
Her Türk Cumhuriyetinde (!) bazı yetkililere sorulduğunda:
"İstiklalinizi neden kaybettiniz? Neden Rusya’ nın bir sömürge toprağı oldunuz?"
Her Türk topluluğundan, aynı cevap verildi:
"Ordumuz yoktu! Ordumuz yoktu! O bakımdan Rus orduları, adeta, ellerini kollarını sallaya sallaya, bütün Türkistan topraklarını istila ettiler!.."
Türkistan’ ın binde biri büyüklüğünde bile olmayan Çanakkale topraklarında, 253 bin şehit verdik. Düşmandan da o kadar asker kırdık. Ruslar Türkiye’den birkaç misli büyük olan Türkistan topraklarını istila ettiklerinde 100 (yüz) askerlerini bile kaybetmemişler.
Türkiye’ de herkesin; namusu, şerefi, hürriyeti olan Türk ordusunun ve Türk devletinin ayakta kalmasına bağlıdır.
Kaderini sev - belki seninki en iyisidir!
Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır.
Güneş onu yakıp kavurur.
O da Tanrıya yakarır keşke güneş olsaydım diye.
"Ol" der Tanrı. Güneş oluverir.
Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz.
Bulut olmak ister. "Ol" der Tanrı. Bulut olur.
Rüzgar alır götürür bulutu, rüzgarın oyuncağı
olur.
Rüzgar olmak ister bu kez. Ona da "Ol"
der Tanrı.
Rüzgar her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga
olur. Herşey karşısında eğilir.
Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar.
Ordan esen burdan eser, kaya banamısın demez!
Bildiniz, Tanrı kaya olmasına da izin verir.
Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı...
Sırtında bir acı ile uyanır....
Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır. ..
"Nietzsche "
Abdullah Gül yargılanır mı?
“Göreve gelmeden önce işlenmiş bir suça iştirak ettiği iddiasıyla hakkında işlem başlatılmış bir Cumhurbaşkanı yargılanabilir mi?”
Konu bilindiği gibi Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan’ ın ve partinin bazı yetkililerinin "evrakta sahtecilik" yaparak partiye hazine tarafından verilmiş 2 milyon lirayı "cebe indirdikleri" iddiasıyla açılan davadan kaynaklanıyor.
Erbakan hakkında 2 yıl 4 ay hapis cezası kesinleşti. Partinin bazı il başkanları da hapis cezası aldı ama aynı dönemde Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olan Abdullah Gül hakkında dava açılamadı çünkü "dokunulmazlığı" vardı.
Aynı suçtan yargılanamayan Abdullah Gül ?..
Türkiye’ nin "cumhurbaşkanı" olmuştu. Yani Hoca’ sı mahkum, kendisi Cumhurbaşkanı...
Tuttu Hoca’ yı affetti...
Gül Cumhurbaşkanı olunca konu tazelendi, çünkü: "Anayasamıza göre; Gül Cumhurbaşkanı seçilince milletvekilliği sıfatı kalktı". O nedenle milletvekillerine tanınmış olan "dokunulmazlığı" da sona erdi.
Anayasa’ da: "Cumhurbaşkanının şahsi suçları nedeniyle soruşturulamayacağı" yolunda bir hüküm yok. Sadece "görev" suçu olarak "vatan ihaneti" iddiasıyla suçlanabileceği bildiriliyor. O yüzden de Gül’ ün görevden önceki bir suç nedeniyle "yargılanması" mümkün görünüyor.
Aksi tezi savunanlar, Anayasa açıkça "dokunulmazlığı vardır" demese bile Meclis dışından bakan tayin edilen kimseye "dokunulmazlık" zırhı nasıl veriliyorsa ondan daha önemli konumda bulunan Cumhurbaşkanı' na da aynı hak tanınmalı diyorlar.
Bize kalırsa Cumhurbaşkanı Gül’ e düşen, hiç bu tartışmanın tarafı haline gelmemek olmalıydı. Keşke "Benim yargıya güvenim tamdır. Giderim adalete hesap veririm" deseydi...
Ama alınan haberlerde Çankaya’ daki havanın hiç de öyle olmadığını gösteriyordu. Ergenekon davasında rektörler, dekanlar, paşalar, kafalarına bastırılarak götürüldüklerinde "Yargıya müdahale etmemek lazım... Yargı kendi mecrasında işler..." diyen Cumhurbaşkanı buna belli ki çok kızdı...
DAVA NEDİR?
Sincan Birinci Ağır Ceza Mahkemesi birkaç gün önce verdiği bir kararla, "Cumhurbaşkanı dokunulmazlıktan yararlanır" tezini kabul eden ilgili Başsavcılığın verdiği kararı kaldırarak, özetle: "Anayasa cumhurbaşkanına açıkça dokunulmazlık tanımadığına göre yargılanması gerekir" dedi.
Buna Cumhurbaşkanlığı çok sert bir tepki gösterdi. Resmi bir açıklama yayımlayarak, kararı veren yargıcı "kötü niyetli" olmakla suçladı.
Tabii "yargıyı ve yargıcı" bu kadar açık bir şekilde suçlamayı kendine yakıştıran bir cumhurbaşkanının yukarıda dile getirdiğimiz beklentiye uyacağı düşünülemez.
Dahası bundan devletin başındaki kişinin bile yargıya güvenmediği gibi vahim bir sonuç doğar.
BUNDAN SONRA NE OLUR?
Bu kararın normal sonucu Cumhurbaşkanı hakkında dava açılmasıdır. Ama Adalet Bakanı yasanın kendisine tanığı "olağanüstü" yetkiyi kullanır da Sincan Mahkemesi’ nin verdiği kararın "Yasa yararına bozulmasını" Yargıtay’ dan isterse, son kararı Yargıtay’ ın ilgili Ceza Dairesi verir.
Böyle bir durumda, Bekir Coşkun' un köşesine yazdığı gibi; "Yargı kararındaki tanımlama ile: "şüpheli" olarak mı oturacak Çankaya’ da?.." algısı oluşabilir...
(Alıntı, Hürriyet Gazetesi; Okty Ekşi - Bekir Coşkun)
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::