Bulgar ayrılıkçılar da davul - zurna ile karşılandı!

2/11/2009 · Kategori: Mahalli

Osmanlı “93 Harbi” adıyla bilinen savaşta Rusya’ya yenilince 3 Mart 1878’de Ayastefanos Antlaşması’nı imzalamak zorunda kaldı. Bu yıkım antlaşmasına göre, Romanya, Sırbistan, Karadağ tam bağımsız oldu; Karadeniz’den Ege Denizi’ne kadar inen koskoca bir Bulgaristan kuruldu.
Osmanlılara sözde Bosna-Hersek ve Arnavutluk bırakıldı ama buralarla bir kara bağlantısı yoktu; “Avrupa Türkiye’si” ikiye bölündü. Kısacası Osmanlılar, Balkanlar’dan atılıyordu.
Ancak, Rusya’ nın Balkanlar’daki nüfuzunu artırması, İngilizleri, Fransızları, Almanları, İtalyanları, Avusturyalıları telaşlandırdı.
Avrupalıların diretmesiyle 13 Temmuz 1878’de Berlin Antlaşması imzalandı. Rusya’nın hâkimiyet alanı daraltıldı; Bulgaristan tekrar küçük bir prensliğe indirildi vs. Tabii bu arada İngilizler, oldubittiyle Akdeniz’ in en stratejik adası Kıbrıs’ a fiilen el koydular.
 
İşin özü aslında şuydu: Avrupalılar endüstrileşmeyle birlikte dünyayı paylaşım mücadelesine girmiş; fakat “hasta adam” Osmanlı’nın nasıl pay edileceği konusunda bir türlü anlaşamamışlardı. Tabii bu arada bu paylaşım savaşını meşru göstermek için, halkların hoşuna gidecek sözcükleri dillerinden düşürmüyorlardı: “İnsan hakları”, “medeniyet”, “reform” vs. Yani aynı bugünkü gibi...

TERÖR TIRMANIYOR
20. yüzyıl başında Balkanlar’daki ayrılıkçı örgütler terörü zirveye çıkardı. Neler yapmadılar ki; Osmanlı Bankası’nı havaya uçurdular; birçok insanı kaçırıp fidye aldılar vs... Balkanlar yanıyordu. Sadece 1903 yılının üç ayında Makedonya’daki terör olaylarında, 5.328 Türk, 6.000 Makedonyalı öldü, 198 ilçe yakılıp yıkıldı, 30 bin kişi yurdundan oldu.

Mehmetçik yangını söndürebilmek için dört yana koşup duruyordu. Maaşını alamayan, soğukta kendini koruyacak kışlık giysi giyemeyen, hastalıklarla mücadele eden, silahına sürecek mermi bulamayan Mehmetçik o zorlu koşullarda var gücüyle ayrılıkçılara karşı mücadele verdi.

İlk dönemlerde zorlanan ve çok sayıda şehit veren Mehmetçik zamanla gerilla savaşını öğrendi. Özellikle yeni kurulan “Avcı Taburları”, tıpkı komitacılar gibi dağlarda yaşayıp, istihbarat toplamaya, iz sürmeye, pusu atmaya başladı. Çete savaşında artık üstünlük Avcı Taburları’ndaydı.

Ama ne oldu dersiniz?
Avrupa “İnsan hakları ihlalleri var” deyip Balkanlar’da yeni bir güvenlik anlaşması dayattı. Balkan güvenliğinden sorumlu Makedonya Müfettiş-i Umumisi Hüseyin Hilmi Paşa’nın yanına biri Rus diğeri Avusturyalı iki yardımcı subay verdiler. Yeni kurulan jandarma biriminin başına ise bir İtalyan general getirdiler. Böylece 1905 yılında Makedonya, adeta milletlerarası bir memleket görünümü kazandı.

TÜRK MAHALLESİNDEKİ GÖSTERİ
Avrupa’nın istediği güvenlik yapılanmasına rağmen terör bitti mi? Hayır. Üstelik...
Avcı Taburları’nın yakaladığı ayrılıkçı komitacılar yabancı subayların insiyatifiyle serbest bırakılmaya başlandı. Serbest bırakılmalarının amacını ise hep şöyle açıklıyorlardı: “Toplumlar arasında barış sağlamak!
Barış” sözcüğünün adı geçince akan sular duruyordu.
Barışı sağlama” umuduyla cezaevlerinden salıverilenler davul-zurnayla karşılandı. Bu gösterilere nedense hep Türk mahallelerinin içinden geçilerek başlanıldı.

Ne mesaj vermek istiyorlardı acaba?
Şaka gibi; dün sanki bugün! Aynı bugün gibi...
Balkanlar’daki Türk köylüsü gibi Türk askeri de bu olup biteni şaşkınlıkla seyretti. Herkes suskundu. Kimse ne yapacağını nasıl davranacağını bilemiyordu.

Acı olaylar yaşanıyordu: Yabancı subaya selam durmadığı için sokakta herkesin önünde kırbaçlanan Mehmetçik bunu onuruna yediremiyor, tüfeğini ateşliyordu. Gönüllü ölümdü bunun adı. O günlerde idam sehpasına gülümseyerek yürüdü Mehmetçikler...
Subay direnişi böyle doğdu Balkanlar’da...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Osmanlı' nın Trakya Politikası -2

2/4/2009 · Kategori: Mahalli

İLK HAÇLI SEFERİ VE OSMANLI

 http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/f/f5/Urban_V.gif

1364’ de Filibe ve Edirne’ yi kaybetmiş Rum kumandanı, askeri yönden güçlenmeye çalışan Türk kuvvetlerinin az olduğu bu dönemde, birleşerek saldırılmasını ister Papa 5. Urbanus’ tan. Macarlar, Bulgarlar, Sırplar, Eflak ve Bosnalılar birleşirler... Papa’ nın asıl niyeti, Osmanlı çıkarıldıktan sonra, Sırp birliklerince; Bulgarları, nüfuzu altına alarak "Bulgarları Katolik yapmak" tır.

Müttefikler, Edirne üzerine yürüdüler. Lala Şahin Paşa, keşif kuvvetini düşmana göndererek müttefiklerin durumlarını öğrendi. Hacı İlbey, keşif kuvvetlerinden öğrendiği bilgilerle Meriç Nehri’ ni geçen ve “düzensiz hareket eden” müttefiklerin durumundan istifade ederek, gece yansı yaptığı baskınla, paniğe sokar... Bu davranışla dağılan birliklerden bir kısmı Meriç Nehri’ nde boğulur. Kaçan Macar Kralı Layoş (Lui), kurtuluşunu; boynundaki Meryem’ in tasvirine benzer bir kilise yaptırarak adakta bulunur. Hacı İlbey’ in bir avuç askerle kazanmış olduğu zaferi Lala Şahin Paşa çekemeyerek Hacı İlbey’ i zehirleterek öldürtür. Sırp Sındığı denilen bu savaş galibiyeti, Trakya’ da Türklerin özgüvenle ilerlemelerini sağladı. Sultan Murad, Sırp Sındığı Zaferi sonrası Bilecik ve Bursa’ da cami yaptırıp başkenti Bursa’ dan Edirne’ ye taşımıştır (1365).
http://www.barbaros.biz/index_dosyalar/OSMANLIMACARISTANI.jpg
1367′ de Timurtaş Paşa: Bulgarlardan; Kızılağacı, Yanbolu ve Samakov’ u aldı. 1368′ de bizzat Sultan Murad, Aydos’ tan başlayarak Karinabad, Sözepoli ve Hayrabolu’ yu, 1369′ da Pınarhisar ve Vize’ yi aldı. Daha önce alınıp kaybedilmiş olan Kırkkilise (Kırklareli)’ yi alarak "Doğu Trakya’ nın fethi" tamamlanmıştır artık. Doğu Trakya’ nın fethedilmesi sonucu, Bulgar Kralı Yuvan, Osmanlı ile baş edemeyeceğini anlayarak anlaşma imzalamıştır. Osmanlı himayesini, vergi ödemeyi kabul edip ve kız kardeşi olan Prenses Marya’ yı Sultan Murad’ a verdi.

http://www.birimmobilya.net/mynet_resimlerim/1301_ed_rne_ye_g_rerken_pehl_vanlar_kar_ilar_s_z_.jpg
1372′ de 2. Çirmen (Meriç) Savaşı ile Batı Trakya’ daki Sırp kuvvetlerini dağıtmış olan Osmanlılar, Makedonya ticaret yollarına kadar gelmiştir. Bu galibiyet sonrasında Gümülcine, İskeçe, Kavala, Drama, Zihne ile Serez alındı. Serez’ e Anadolu’ dan aşiretler getirilerek yerleştirildi. Böylece, iki sene içinde Vardar’ ın doğusundaki bölgeler Osmanlı hakimiyetine geçti.

Vize’ yi Bizans’ ın yağmalaması üzerine Sultan, Çatalca’ ya kadar gelerek 1373’ de Bizans İmparatorunu barışa mecbur etti. Devletin bir hazinesi olması gerekliliği beliren bu yeni durum karşısında, Kara Halil ile Molla Rüstem’ in tavsiyeleriyle “savaşta alınacak her bir esire 125 akçe alınması” kanun oldu.  Buna Pencik Kanunu denildi. Trakya harekatının bir süre için durdurulması, elde edilen topraklarda tımar edilmesine ve Türk göçmenleri yerleştirilmesine imkan tanıdı. Trakya’ da şehir ve kasabalar, tam bir Türk ve Müslüman yerleşkesi oldu. Bu Türkleşme sürecinde Trakya’ daki devşirme sistemi çok önemlidir..



TİMUR’ UN İSTİLASI BİLE DAĞITAMAMIŞ BİR TOPLUMUN DNA’ SI


Osmanlı Devleti' nin bu sistemli "göçmen nakil teşkilatı", Sırbistan ve Macaristan’ ın alınması sırasında da Türk şehirlerinden (Trakya’ daki Türkleşmiş yerler de dahil) göçmenlerin yerleştirilmesi gibi oradaki nüfusu Selanik’ e, İstanbul-Yedikule’ ye yerleştirmiştir.


Osmanlı, daha beylik zamanında, hiçbir siyasi fırsatı kaçırmayıp halkla kaynaşarak onların vicdan hürriyetine dokunmamış ve ağır vergiler altında ezmemiştir. Bu nedenle fethedilen yerlerdeki halkın Türk idaresini kendi idareleri yerine tercih etmeleri anlaşılır bulunabilir.


Muhafazakar Ortodoks olan Balkan halklarını Katolik mezhebine girmek için ölümle tehdit edenlere karşı; Osmanlı’ nın dini ve vicdani serbestlik sunarak bu hassas noktayı kullanmaları, Balkanlıların Katolik baskısına karşı Osmanlı idaresini bir “kurtarıcı” olarak karşılamalarına neden olmuştur. Balkanlarda, Türk idaresine karşı hemen hiçbir halk ayaklanması olmamıştır. Osmanlı Rumeli’ de işgal ettiği geniş toprakları, bu nedenle “bir avuç” kuvvetle elde tutmuştur. Yine bu sayede Timur’ un saldırısıyla Osmanlı Devleti Anadolu’ da parçalandığı halde Rumeli’ de dimdik durmuştur.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::