Erdoğan' ın Menderes' ten farkı
Türkiye' de siyasal iktidarın "basını susturma" çabaları yeni bir şey değil.

Başbakan Erdoğan bir süredir sistematik olarak basını hedef alıp, kendi görüşünce "yandaş" ve "bağımsız" diye ayırıp, Doğan Grubu gazetelerine "boykot çağrısı" yapıyor. Son dönemde yaptığı her konuşmada, "O gazeteleri evinize sokmayın"sözlerini ağzından düşürmüyor.
1950' lerin Türkiye' sindeki basın tartışmaları da bugün yaşananlardan pek farklı değildi. Aynı dönem, basına yapılan "siyasi baskı" nın siyasete daha çok zarar verdiğini göstermesi bakımından da önemli.

TAN MATBAASI VE DP
Demokrat Parti' yi (DP) iktidara taşıyan unsurlar arasında basının etkisini yadsımak mümkün değildir.
1946-50 arasındaki dönem özellikle CHP' nin basın üzerinde baskı kurmaya çalıştığı bir dönem olmuştur. İktidarın baskılarına karşı basında oluşan "muhalefet refleksi" bir süre sonra Demokrat Parti sempatisine dönüşmüştür. Ciddi bir ayrışma yaşayan basın, "DP yanlıları" ve "tek parti düzeni savunucuları" sıkı bir kavgaya tutuşmuştu.
1946-50 arasındaki dönem özellikle CHP' nin basın üzerinde baskı kurmaya çalıştığı bir dönem olmuştur. İktidarın baskılarına karşı basında oluşan "muhalefet refleksi" bir süre sonra Demokrat Parti sempatisine dönüşmüştür. Ciddi bir ayrışma yaşayan basın, "DP yanlıları" ve "tek parti düzeni savunucuları" sıkı bir kavgaya tutuşmuştu.
Dönemin köşe yazarlarından Sabiha Sertel ile Hüseyin Cahit Yalçın' ın kavgası bu bakımdan ilginç bir örnektir. Sonunda "Kalkın ey ehli vatan" diye bir yazı kaleme alan Yalçın' ın sözünü dinleyen "üniversiteli" bir güruh Sertel' in yazdığı Tan gazetesi' nin matbaasını basarak ortalığı birbirine katar.

"Tek partili dönemin sonu geldi" diyen Sertel, yurtdışına kaçar. İlginçtir, dönemin "biz - onlar" ayrışmasına uygun olarak yapılan şiddet eylemlerini Hüseyin Cahit Yalçın bir "zafer" olarak nitelendirir. "Diğer" kesimin desteğini alan Demokrat Parti iktidara gelir.
Basınla arasından su sızmayan Demokrat Parti, yönetimi devralır devralmaz basın özgürlüğü yönünde önemli adımlar atar. Yeni bir Basın Yasası ile basın özgürlüğünün genişletilmesi için çalışmalara başlar...
Ancak 1954 seçimleri sonrasında DP iktidarına eleştiriler artınca, iktidarın basına tutumu da değişir. Bu dönemde bir "yandaş medya" yaratmaya kalkan DP, ekonomik yöntemlerle "muhalif basın" ı susturma girişimlerine başlar. Kâğıt sübvansiyonunu ayarlayınca birçok gazeteyi iflasa sürükler. Basın İlan Kurumu, ilanları sadece iktidarı öven haberler yapan gazetelere kaydırılır...
Ancak 1954 seçimleri sonrasında DP iktidarına eleştiriler artınca, iktidarın basına tutumu da değişir. Bu dönemde bir "yandaş medya" yaratmaya kalkan DP, ekonomik yöntemlerle "muhalif basın" ı susturma girişimlerine başlar. Kâğıt sübvansiyonunu ayarlayınca birçok gazeteyi iflasa sürükler. Basın İlan Kurumu, ilanları sadece iktidarı öven haberler yapan gazetelere kaydırılır...

BASINA AĞIR DARBE!
DP iktidarı' nın basına uyguladığı belki de en ağır ceza, "yöneticileri eleştiren yazılara karşı hapis cezası" verilebileceğine ilişkin kanun oldu. İlginçtir bu kanun Tan Matbaası olayının kurgulayıcıları arasında gösterilen Hüseyin Cahit Yalçın' ı vurdu.
O dönem, Yeni Ulus gazetesinde çalışan 79 yaşındaki Yalçın, Başbakan Menderes' i eleştirdiği bir yazı için tam 26 ay hapse mahkûm edildi. Ama bu kanunun iktidar için faturası daha ağır oldu. Biz ve onlar tartışmasına giren Demokrat Parti hızlı bir şekilde siyasi ömrünü tüketmeye başladı.

ERDOĞAN' IN AÇIK TAVRI
Bugün de basına karşı siyasi iktidarın giriştiği kavga o dönem yaşananların tekrarı gibi. Fakat bugün gelinen noktada iki dönemi birbirinden ayıran bir söylem farkı var. Bir başbakanın açık açık "onların basını", "bizim basınımız" diye bir tavır alıyor.

Başbakan' ın bu eleştirisi ister istemez Slavoj Zizek' in "suskunluk ve dikta" benzetmesini hatırlatıyor. Anlaşılan o ki, taraf bir gazeteci gibi tavır alan Başbakan karşısında, artık suskun kalanların bile "yandaşlık" yaftası yiyeceği bir döneme giriliyor.

Başbakan' ın bu eleştirisi ister istemez Slavoj Zizek' in "suskunluk ve dikta" benzetmesini hatırlatıyor. Anlaşılan o ki, taraf bir gazeteci gibi tavır alan Başbakan karşısında, artık suskun kalanların bile "yandaşlık" yaftası yiyeceği bir döneme giriliyor.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
Yönetemez hale getirmek: Öfke Dansı!
Satyagraha: Önce bir "haksızlık" tespit ediliyor ve onun yasakladığı bulunuyordu. Sonra bir grup bu yasağı deliyor ve tutuklanıyordu. Tutuklamalardan sonra Gandhi, kitleleri eyleme çağırıyor, çağrıya uyan kitleler yasayı çiğniyor ve tutuklanarak hapse atılıyorlardı.

Hapiste de boş durmuyorlar ve grev yaparak seslerini duyurmaya çalışıyorlardı. Bir süre sonra tutuklu sayısının artması yüzünden hapishaneleri kontrol etmekte zorlanan hükümete yasayı kaldırma çağrısında bulunuluyordu. Hükümet, durumun sürdürülemez hale geldiğini görüyor ve yasayı kaldırıyordu...
Gandhi hukuka saygılıdır. Cezayı, doğrudan düzene yönelik bir silah olarak kullanmıştır.

ÖFKE DANSI
Öfkeyi saldırganlıkla değil de ifade (konuşarak) ile çözmek gerekir.
"Mantık" öfkeyi yener, çünkü öfke haklı bir nedene bağlı olsa da, çok çabuk mantık sınırlarını aşabilir. Bu yüzden öfkelendiğinizi hissettiğinizde mantığınıza sığının.

Öfkeli insanlar her şeyi talepkar bir şekilde isterler, diğer deyişle kendilerine hak görürler.

Hapiste de boş durmuyorlar ve grev yaparak seslerini duyurmaya çalışıyorlardı. Bir süre sonra tutuklu sayısının artması yüzünden hapishaneleri kontrol etmekte zorlanan hükümete yasayı kaldırma çağrısında bulunuluyordu. Hükümet, durumun sürdürülemez hale geldiğini görüyor ve yasayı kaldırıyordu...
Gandhi hukuka saygılıdır. Cezayı, doğrudan düzene yönelik bir silah olarak kullanmıştır.

ÖFKE DANSI
Öfkeyi saldırganlıkla değil de ifade (konuşarak) ile çözmek gerekir.
"Mantık" öfkeyi yener, çünkü öfke haklı bir nedene bağlı olsa da, çok çabuk mantık sınırlarını aşabilir. Bu yüzden öfkelendiğinizi hissettiğinizde mantığınıza sığının.

Öfkeli insanlar her şeyi talepkar bir şekilde isterler, diğer deyişle kendilerine hak görürler.
« Önceki ::