Ordumuza düşmanlık

8/11/2009 · Kategori: Siyaset

Türkiye’ de, çok ciddi bir şekilde ordu düşmanlığı yapılıyor. Ben, bu Türkiye topraklarında Türk gibi yaşamak istiyorum. Türkiye’ den başka gidecek hiçbir yerim yok.

Her Türk Cumhuriyetinde (!) bazı yetkililere sorulduğunda:
"İstiklalinizi neden kaybettiniz? Neden Rusya’ nın bir sömürge toprağı oldunuz?"

Her Türk topluluğundan, aynı cevap verildi:
"Ordumuz yoktu! Ordumuz yoktu! O bakımdan Rus orduları, adeta, ellerini kollarını sallaya sallaya, bütün Türkistan topraklarını istila ettiler!.."

Türkistan’ ın binde biri büyüklüğünde bile olmayan Çanakkale topraklarında, 253 bin şehit verdik. Düşmandan da o kadar asker kırdık. Ruslar Türkiye’den birkaç misli büyük olan Türkistan topraklarını istila ettiklerinde 100 (yüz) askerlerini bile kaybetmemişler.

Türkiye’ de herkesin; namusu, şerefi, hürriyeti olan Türk ordusunun ve Türk devletinin ayakta kalmasına bağlıdır.

Kaderini sev - belki seninki en iyisidir!
Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır.
Güneş onu yakıp kavurur.
O da Tanrıya yakarır keşke güneş olsaydım diye.
"Ol" der Tanrı. Güneş oluverir.
Fakat bulutlar gelir örter güneşi, hükmü kalmaz.
Bulut olmak ister. "Ol" der Tanrı. Bulut olur.
Rüzgar alır götürür bulutu, rüzgarın oyuncağı
olur.
Rüzgar olmak ister bu kez.  Ona da "Ol"
der Tanrı.
Rüzgar her yere egemen olur, fırtına olur, kasırga
olur. Herşey karşısında eğilir.
Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlar.
Ordan esen burdan eser, kaya banamısın demez!
Bildiniz, Tanrı kaya olmasına da  izin verir.
Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı...
Sırtında bir acı ile uyanır....
Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır. ..
"Nietzsche "

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

Zorunlu ortak hayat

2/11/2009 · Kategori: Çeşitli

Müzeleri, sanatı sevdiği için değil; ısınmak için ziyaret eden Dostoyevski' nin kitabını okuyordum.
 
KUYUYA TÜKÜRME, SONRA KENDİN İÇERSİN!
Dostoyevski' ninyarattığı karakterin kendi kendisini eleştirisinde (özeleştiri): "Ah! Ben ne aptalmışım? Kendimi Napolyonlarla, Sezarlarla... Ne bileyim işte, Muhammed ile kıyaslamaya kalktım! Kendimi 'Süper Adam' sınıfından biri sandım. Ne saçma!
Bir hastalığı öldürmekle sistemi değiştirebileceğimi sandım..." demişti.
 
AKIL, ANCAK ÖĞRENEBİLDİĞİNİ BİLİR
Süper adamlar, hedeflerine ulaşmak için, önlerine çıkan ve engel olmaya kalkan eski düzen koruyucularını tesirsiz hale getirmek zorundaydılar. Bunu yapmasalardı "büyük" olamazlardı. Sıradan bir insanın adam öldürmesi ile cephedeki askerin adam öldürmesi bir değildir...
 
"Kokuşmuş ve hastalık halini almış sistemi değiştirmek dahilerin işidir. Muhammed, sistemi zorlayacak ve devirecek güce erişinceye kadar putlara dokundu mu? Sistemi ezdikten sonradır ki, putları devirdi"
 
Neden? Putlar bir semboldü...
 
BENZERLERİNİN YARGICI: -"Seni karşımda vicdanım olarak görüyorum"
İnsan kısıtlı olduğu zamanlarda (hapishanede, askerde), menfaatini ilgilendiren bir uğraşısı olmadıkça yaşayamaz.

Günlük hayattan uzaklaştırılmış bu insanların, burda doğal düzen içinde, kendi iradeleriyle yaşamalarına imkan var mıydı?
- Yaşarken, dünya bizim etrafımızda dönmüyormuş...
 
Koğuşumdaki insanlardan bazıları; dışarıda, daha düşkünce bir hayat yaşayıp gelmişlerdi. Eskiden, yarı aç, patron emrinde didinirken, burada rahat ve o vakte kadar görmediği bollukta yiyeceklere kavuşuyorlar... Burayı "dünyası" olarak kabul edenler ile dışarıyı özleyenlerin arasındayım. Kimisi, kendini "süper insan" görüyor, kimisi bu yeni dünyasını koruyor...
 
Buradaki hayatımda, hürriyet yokluğundan başka bir şey daha var: Zorunlu ortak hayat...

Şafağa ömrüm ile yaklaşıyorum...

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »